1. BASTIRMA
"Bastırma yalnızca en etkili değil, aynı zamanda en tehlikeli mekanizmadır." (s.46) - Anna Freud
Bastırma (repression), kabul görmeyen dürtüsel istemler ve bu isteklerin imalarını temsil eden içsel dürtülerin veya dış olayların bilinçsiz şekilde unutulması olarak tanımlanmaktadır. Bu içsel dürtülerin, isteklerin ya da bilgilerin bilinçten uzaklaştırılması onların gerçek etkilerinden ve bunları hissetmekten duyulan acıdan kaçınmayı amaçlamaktadır. Bastırılan şey her neyse, bilinçten uzaklaştırılmış olsa da varlığını sürdürmektedir. Bastırmaya verilecek önemli ve yaygın örneklerden biri, bir kişinin isminin veya yapılacak bir işin unutulmasıdır. Bu isimler ya da işler kimi zaman hatırlanacak gibi kişinin dilinin ucunda durmaktadır. Analiz süreciyle birlikte unutulan isimlerin ya da işlerin kabul edilmeyen dürtüsel istemlerle birleştiklerinden dolayı bastırıldıkları ve dirençle karşılaştıkları için unutuldukları ortaya çıkacaktır (Fenichel, 1945).
Bastırma ve bastırmaya eşlik eden diğer savunma mekanizmaları çoğunlukla birlikte görülmektedir. Anna Freud, 1936 yılında yazdığı eserinde bastırmanın bir kere kullanıldığını ancak birçok kez kullanılan savunma mekanizmalarına göre daha çok iş gördüğünü ifade etmektedir. Bastırma bir kez yapılsa da bastırılan yaşantının bastırılmış olarak kalabilmesi için sürekli bir enerji harcanması söz konusudur. Güçlü dürtüsel istemlere karşı koyabilmekte ve ortaya çıkan her yeni istemde yeniden eyleme geçmektedir. Ancak en tehlikeli savunma mekanizması olarak nitelendirilen bastırma, duyum ve dürtülerin önemli bir kısmının bilinçdışında bırakılmasına neden olarak kişiliğin bütünlüğünü geri dönülmez biçimde bozabilmektedir. Bu durum da nevroz oluşumuna temel hazırlamaktadır. Nevrotik bireyin genel güçsüzlüğünün sebebinin enerjisini bastırdığı yaşantıların bastırılmış olarak kalmasına harcaması olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Bastırılan yaşantının yüzeye çıkmak için harekete geçmesiyle de kaçınma davranışı ortaya çıkabilmektedir (Fenichel, 1945).
Cinsel dürtülerin çoğunlukla bastırmayla karşılaşması cinsellikle ilgili konuların toplum tarafından da yok sayılmasından kaynaklanıyor olabilir. Bu bilgiyle büyüyen çocuk saldırgan davranışlar için diğer savunma mekanizmalarını kullanırken cinsel dürtüler için bastırmayı kullanmaktadır (Fenichel, 1945).
2. KARŞIT TEPKİ KURMA
"Bir insanda karşıt tepki kurma mekanizmasının yerleşmesi, çoğu kez obsesif kompulsif bozukluğun ortaya çıkmasına neden olur."(s.91) - Engin Geçtan
Karşıt tepki kurma (reaction-formation), benliğin mevcut tutumun tam tersine dönüştürülmesi yoluyla savunulmasıdır. Kabul edilemez, kaygı verici dürtünün karşıt duruma dönüştürülmesi bu dürtüyle başa çıkmayı kolaylaştırmaktadır. Nefret edilen kişiye gösterilen ilgi, o kişiyle olan ilişkilerin sürmesini daha kolaylaştırmaktadır (Özmen, 2003). Karşıt tepki mekanizmasının kullanılmasının sebebi dürtüsel istemlerin bastırılamayacak dereceye gelmesidir. Bastırmak mümkün olmadığından, nefret sevgiyle, saldırganlık sevecenlikle, cinsel istekler ahlaki savunmalarla maskelenmektedir. Cinsel içerikli yayınlara gereğinden fazla tepki veren biri içsel olarak benzer eylemlerde bulunmak istiyor olabilir. Bu dürtüsel istemleriyle karşıdakini baskı altına almaya çalışarak baş etmeye çalışmaktadır (Geçtan, 2018).
Karşıt tepki kurmanın bir kez kullanılması kişilikte kesin bir değişikliğe neden olarak kişinin ikincil bastırmalardan kaçınmasına neden olmaktadır. Bu savunma mekanizması kaygı uyandıran bir uyaranla karşılaştığında ya da dürtüsel istemlerde yeni bir savunma mekanizması ortaya koymaz. Bunun yerine var olan karşıt tepki kullanma mekanizmasını her daim tehlikeyle karşı karşıyaymış gibi kullanır. Böylece, ne olursa olsun daima korunuyor olacaktır. Tehlikeye karşı her zaman kılıçlarını kuşanmış durumdadır (Fenichel, 1945). Karşıt tepki kurma mekanizmasını kullanan kişiler kendilerine çevrelerini dar tutarak da korumaktadırlar. Bastırmaya çalıştıkları dürtülerini ya da düşüncelerini tetikleyecek her türlü olaya karşı duyarlıdırlar. Dar bir yaşam alanını tercih etmeleri bu yaşam alanını kontrol etme isteğinden gelmektedir. Böylelikle, bastırmaya çalıştıkları dürtüler ve düşüncelerle daha kolay baş edebileceklerdir (Geçtan, 2018).
Karşıt tepki kurma savunma mekanizmaları arasında ideal benlik ile gerçek benliğin arasını en çok açan mekanizmadır. Çocuğundan nefret eden bir anne, bu içsel zorlanmayla çocuğunu çok seviyormuş gibi görünerek baş etmeye çalışabilir. Böylece, olumsuz düşüncelerini baskı altında tutmaktadır. Karşıt tepki kurma mekanizmasının kalıcı hale gelmesi karşıt davranışın kişiliğe yapışmasına neden olmaktadır. Bu mekanizmanın kalıcı hale gelmesi ise obsesif kompulsif bozukluğun görülmesine neden olmaktadır (Geçtan, 2018).
3. USSALLAŞTIRMA
"Akılcı bir canlı olmak son derece iyi bir şeydir çünkü bu, kişinin yapmayı düşündüğü her şey için akıl dolu bir neden bulmasını veya üretmesini sağlar." - Benjamin Franklin
Ussallaştırma (rationalization), kaygı verici içsel istemin yoğunluğunu azaltmak amacıyla çoğunlukla inkârla birlikte kullanılmaktadır. Şimdi, gelecek ve geçmişteki davranışlar için kabul gören açıklamalar getirme olarak tanımlanan ussallaştırma, iki işleve sahiptir. Birincisi, bireyin yaptığı davranışı haklı veya doğruymuş gibi gösterme işlevidir. İkincisi ise, sonuçların yarattığı hayal kırıklığından kişiyi koruma işlevidir. Hitler’in yaptığı soykırımın ulusal bir görev olarak görülmesi birinci işleve örnektir. Uzun zamandır hayran olduğu kadına sonunda duygularından bahseden gencin ret tepkisi aldıktan sonra kadının zaten fazla konuşup kafa şişireceği yorumunu yapması ise ikinci işleve örnektir. Ussallaştırma, kişinin yetersizlik duygularıyla baş etmesini sağlayabilir ancak fazlaca kullanılması eleştiriye olan tahammülünü azaltacaktır. Böyle bir kişi, her davranışına haklı gerekçeler bularak değersizlik duygusuyla yüzleşmekten kaçınabilecektir (Geçtan, 2018).
Ussallaştırma, sağlıklı bir mekanizma olarak da görülmektedir. Zorlayıcı yaşam olaylarından en az zararla kurtulmak söz konusu olduğunda bu mekanizma kullanılmaktadır. Kişi parasının yetmediği bir evden vazgeçtikten sonra o evin zaten kendisi için fazla büyük olacağını düşünerek evi alamamasının hayal kırıklığıyla baş edebilmektedir. Diğer yandan, ussallaştırmanın aşırı kullanımı olayların sonucuna karşı yapılabilecek gerçekçi olmayan, "iyi niyetli" açıklamaları beraberinde getirecektir (McWilliams, 2020). Eşini döven adam bunu aklını başına getirmek adına, eşinin iyiliği için yaptığını söylemesi ussallaştırmanın sağlıklı olmayan aşırı kullanımına örnektir.
4. AHLAKSALLAŞTIRMA
Ahlaksallaştırma ussallaştırma ile yakından ilişkili bir kavramdır. Kişi ussallaştırmayla olaylara ve davranışlara kabul edilebilir açıklamalar getirmektedir. Ahlaksallaştırmayla ise bu olay ve davranışların ardından gitmenin bireyin görevi olduğu kabul ettirecek yollar bulmaya çalışılır. Ussallaştırma ile kişinin istediği şeyi kabul edilebilir hale getirirken, ahlaksallaştırmayla yapılan şey bu durumları veya davranışları ahlaki olana dâhil etmektedir. Bu yolla kabul görmesi ve ahlaka uygun hala gelmesi sağlanmaktadır. Özellikle politikada liderlerin yaptıklarını halka iyi göstermek amacıyla ahlak kurallarına uygunmuş gibi göstermesi ahlaksallaştırmaya örnek olabilir (McWilliams, 2020).
5. MİZAH
Yüceltmenin bir alt tipi olarak da kabul edilebilecek mizah mekanizması kendi içinde özgün bir yöne sahiptir. Bir şaka, çoğu zaman güldürme amacı taşısa da kimi zaman içinde komik olma zorlantısını taşıyor olabilir. Sürekli şaka yapma eğiliminde olan insanlar hayatın ızdırap verici durumlarından kaçıyor olmayı akla getirirler. Mizah, bu ızdırapla baş etmenin bir yolu olarak görülür. Hipomanik kişilerde oldukça rastlanan bu tablo kaygı veren şeyle dalga geçme, hakikatle dalga geçme olarak görülebilmektedir (McWilliams, 2020).
6. YÜCELTME
Freud (1933), yüceltme (sublimation) mekanizmasını cinsellikle ilgili amaçları sosyal amaçlardan aşağı görme ve bu yolla cinsellikle ilgili duyguların yerini cinsellikle ilgili olmayan duyguların alması olarak tanımlamaktadır. Cinsellikle ilgili engellenen dürtüsel istemler doğal amaçlarından çevrilerek toplum tarafından kabul gören eylemlere dönüştürülürler. Bundan dolayıdır ki yüceltme diğer savunma mekanizmalarını çatısı altında toplayabilir. Yüceltme mekanizması özel bir mekanizmayı değil, edilgen olanın etkin olanla yer değişmesini ya da olumsuz bir amacın olumluya çevrilmesini ifade eder. Benliğin ulaşmak istediği doyuma amaç değiştirerek ulaşan yüceltme mekanizması, dürtüsel istemleri dolaylı yolla olsa da doyuma ulaştırmış olur. Dolayısıyla dürtünün doyuma ulaşması amacını taşıyan diğer savunma mekanizmalarını yüceltme başlığı altında toplamak yanlış olmayacaktır. Yüceltme mekanizmasında dürtüsel istemler dolaylı olarak da olsa doyuma ulaştığından bu özellik onu doyuma ulaşmayan başarısız savunma mekanizmalarından da ayırmaktadır (Geçtan, 2018).
Yüceltme mekanizması üç aşamadan oluşmaktadır. İlk olarak gerçek amacın engellenmesi gerçekleşir. İkinci olarak cinsel ya da saldırgan enerjiler işlevsiz hale getirilir. Son olarak da bu cinsel ya da saldırgan enerjilere benlik tarafından yeni enerji biçimleri verilir (Geçtan, 2018). Fenichel (1945) yüceltme mekanizmasını su değirmenine benzetmektedir. Su değirmeni çarkı döndürecek belli miktarda su akımına ihtiyaç duyar. Bu kesintisiz su, değirmeni döndüren şeydir. Değirmenin suya ihtiyaç duyduğu gibi yüceltmenin de kesintisiz bir cinsel enerjiye ihtiyacı vardır.
Açıklanan bütün savunma mekanizmalarından sonra, psikanalizin savunma mekanizmalarıyla çalışma prensibini belirtmek iyi olacaktır. Psikanalitik süreçte kullanılan savunma mekanizmalarını tersine döndürerek bastırılan dürtüleri ve duyumları bilinç düzeyine getirmektedir. Daha sonra bu dürtü ve duyumların uzlaşmasını benliğe ve üst benliğe bırakmaktadır. Çatışmaların çözümü için en uygun koşullar dürtüsel istem konusundaki güdülenmeyi üst benlik kaygısının oluşturduğu koşullardır. Burada belirtilen çatışma gerçekten içsel, psikolojik bir çatışmadır ve ruhsal aygıtın üçlü yapısı arasında çözümlenebilmektedir. Saldırgan duygular analiz edilerek anlamlı hale getirildikten sonra üst benlik, ussal istemlere açık hale gelmektedir ve böylece benlikteki üst benlik kaygısı daha da azalmaktadır. Dolayısıyla, patolojik savunma mekanizmalarına başvurmanın gereği kalmamaktadır (Freud, 1936).
7. YAPIP BOZMA
Yapıp bozma (undoing), suçluluk ya da utanç duygusunu yok edecek bir davranış göstererek suçluluk uyandıran davranışı dengelemek için harcanan bilinçdışı çaba olarak tanımlanmaktadır. Önceki akşam eşine kırıcı sözler söylemiş bir adamın bir sonraki gün çiçek alarak eve gelmesi yapıp bozmayı özetlemektedir. Bu örnekte adamın çiçek alması bilinçli bir eylem değildir. Kişi davranışından dolayı utanç ve suçluluk duygusunun getirdiği cezalandırılma durumunu kabul edemediğinde bunu telafi etmek için önlemler almaktadır (McWilliams, 2020).
Yapıp bozma çocuklukta öğrenilen, kuralcı bir çevreyle ve toplumun normlarına uygun olmayan davranışların cezalandırılmasıyla ilişkilidir. Yaşamın ilk yıllarında yapılan bir davranış için cezalandırılmak ebeveynin sevgisini yitirmeyi temsil etmektedir. Çocuk ebeveynin sevgisini yitirmemek için bir takım telafi edici davranış biçimleri öğrenir. Ebeveynin sevgisini kaybetmekle her karşı karşıya kaldığında kendini suçlama ve utanç duyguları gelişir. Çocuk bu duyguları yaşamamak için öğrendiği davranışları sergiler, davranıştan vazgeçer ya da davranışın sonuçları onarmaya çalışır. Dolayısıyla yapıp bozma mekanizması suçluluk ve utanca karşı çalışır. Yetişkinlikte de benzer şekilde tezahür eder. Suçlayıcı bir üst benliğin ürünüdür. Ebeveynlerin suçlayıcı olması kişinin yaşam alanını kısıtlayan ve çeşitli girişimlerden alıkoyan bir durumdur. Eşine söylediği kırıcı sözlerden sonra çiçekle eve dönen adam aslında içsel suçluluk duygusunu onarmakla ilgilenmektedir (Geçtan, 2018).
8. ÖZDEŞLEŞME
Özdeşleşme (identification), tipik gelişim sürecinde kişinin hemcins ebeveynine benzemeye çalışması olarak tanımlanmaktadır. Bu benzeme taklide dayanmaktadır. Yetişkin dönemde ise, kendiliğin değerini korumaya ve artırmaya yönelik eylemler olarak görülmektedir (Geçtan, 2018).
Genel tanımıyla, kişinin kendine model olarak aldığı bireye dair özellikleri özdeşim yoluyla kişiliğinin bir parçası haline getirmesidir (Taymur ve Boratav, 2013). Freud’un bu kavramdan ilk bahsedişine Fliess ile mektuplarında rastlanmaktadır. Histerik hastalarda rastlanan neredeyse bulaşıcı şekilde taklit etme semptomu özdeşim kavramının ortaya çıkmasına sebebiyet vermiştir. Freud bu durumu taklit olarak değil, kişinin bilinçdışı olarak bir nesneyi benliği yoluyla özümsemesi, onunla özdeşleşmesi olarak yorumlamıştır (Akt., Taymur ve Boratav, 2013).
Anna Freud ise (1936), saldırganla özdeşim mekanizmasını açıklamaktadır. Özdeşleşme, başlarda üst benliğin kurulmasına yardım ederek dürtüsel istemlere egemen olunmasını sağlamaktadır. Sonraları, benlikte kaygı uyandıran nesnelerde ilişkisinde diğer mekanizmalarla işbirliği içinde çalışarak kaygıyı kontrol altına almaya çalışmaktadır. Kaygıyı özdeşleşme mekanizması ile kontrol altına almaya bir örnek verilecek olursa, oturduğu evin karanlık koridorundan geçmekten korkan küçük kızdan bahsedilebilir. Küçük kız karanlıkta koridordan geçtiğinde hayaletle karşılaşacağından korkmaktadır. Bir gün, hızlı ve ilginç hareketlerle koridordan korkmadan geçer. Bu korkusuyla nasıl baş ettiği araştırıldığında ise, koridorda karşılaşmaktan korktuğu hayalet gibi davrandığı ortaya çıkar. Çocuk kendini korktuğu şeyle özdeşleştirerek kaygısıyla başa çıkmaktadır. Korku, güvenlik duygusuna dönüşmüş, baş edilebilir bir şeye haline gelmiştir.
Özdeşleşme, günlük hayatta korkulan ya da kaygı duyulan şeye çözüm sağladığından hayatın birçok döneminde kullanılabilen bir mekanizmadır. Özellikle ölüm ve kayıp durumları gibi baş etmesi zor süreçlerde başvurulabilmektedir. Psikanalitik süreçte ise, analistle özdeşim kurma şeklinde görülebilir. Bu, onarıcı bir işlev gördüğünden oldukça kabul görmektedir (McWilliams, 2020).
9. GERİLEME
Gerileme, Sigmund Freud (1933) tarafından psikolojik bir olaydan sonra yüksek bir gelişim aşamasından bir alttaki gelişim aşamasına dönüş olarak tanımlanmaktadır. Bastırma ve gerileme kavramlarını birlikte açıklayan Freud, bastırma mekanizmasını da gerileme mekanizması kapsamında yorumlamıştır. Gerileme, özellikle saplantı nevrozunda libidinal enerjinin anal döneme gerilemesi olarak görülmektedir.
Bir başka deyişle, gelişim sürecinin ilerleyen evrelerinin uyandırdığı kaygı ile bir önceki evreye dönerek baş etmek olarak açıklanabilir. İlerleyen evrede yaşanan olumsuz deneyim ya da doyumsuzluk bir önceki evredeki doyuma dönme ihtiyacı hissedilmektedir. Böylelikle kişi gelişimin getirdiği çatışmalardan kaçınmış olmaktadır (Özmen, 2003).
Gerilemenin patolojik olmayan, gözlemlenebilir görüngüleri de bulunmaktadır. Gelişim doğrusal değil, inişli çıkışlı bir süreçtir. Dolayısıyla, insan yaşamı boyunca gerilemeler daima olacaktır. Bir çocuğun iki yaş civarında bağımsızlığını kazanmasının ardından yine de, ara ara annesinin dizinin dibine gelmesi buna örnek olarak verilebilmektedir. Terapi sürecinde ise, hastanın yeni bir davranış kazanmasının ardından (öfkesini dile getirmek gibi) ilerleyen seanslarda, zaman zaman eski davranışına döndüğü görülmektedir (McWilliams, 2020).
KAYNAKÇA
1. Fenichel, O. (1945). Nevrozların psikoanalitik teorisi. (1974). Ege University Press
2. Freud, A. (1936). Ben ve savunma mekanizmaları. (2020). (Y. Erim, Çev.). Metis Yayınları
3. Freud, S. (1933). Psikanalize giriş 2: nevrozlar. (2020) (K. Şipal, Çev.). Say Yayınları
4. Geçtan, E. (2018). Psikodinamik psikiyatri ve normaldışı davranışlar. Metis Yayınları
5. McWilliams, N. (2020). Psikanalitik tanı klinik süreç içinde kişilik yapısını anlamak. (E. Kalem, Çev.). İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları
6. Özmen, E. (2003). Psikanalizin serüveni ve çağrısı. İletişim Yayınevi
7. Taymur, İ. ve Boratav, R. C. (2013). İçselleştirme, içealım, içeatım ve özdeşim. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 5(3), 330-342. doi:10.5455/cap.20130522