Anasayfa / Savunma Mekanizmalarının Sınıflandırılması
Savunma Mekanizmalarının Sınıflandırılması

Savunma Mekanizmalarının Sınıflandırılması

Savunma mekanizmaları için ortak bir sınıflandırma bulunmamaktadır. Sınıflandırmalar daha çok kuramcıların kendi özelinde yaptığı sınıflandırmalara dayanmaktadır. McWilliams (2020), savunma mekanizmalarını birincil savunma süreçleri ve ikincil savunma süreçleri olarak ikiye ayırmıştır. Fenichel (1945) ise bastırılmış dürtüsel istemlerin kesilmesine olanak veren başarılı savunma mekanizmaları ve bastırılan dürtüsel istemlerin yüzeye çıkmasını engelleyen bastırıcı sürecin tekrarını veya sürdürülmesini içeren başarısız savunma mekanizmaları olarak ikiye ayırmıştır. Anna Freud ise (1936) savunma mekanizmalarının sınıflandırılmasından ziyade savunma mekanizmalarının psikanalitik süreç içindeki sağaltımı üzerinde durmuştur. Psikanalitik sürecin savunma mekanizmalarını tersine çevirdiğini ve bu yolla dürtüsel istemleri bilince getirdiğini ifade etmektedir.

BİRİNCİL SAVUNMA MEKANİZMALARI

1. İNKÂR

"Istırap verici duyumları ve olguları yadsıma eğilimi, ıstırabın kendisi kadar eskidir."(s.133) - Otto Fenichel

İnkâr (denial), dış dünyaya ait duyumların acı verici olmalarından dolayı reddedilmesidir (Özmen, 2003). Başa çıkması zor olan şeylere verdiğimiz ilk tepki olan inkâr herkesin içinde varlığını sürdürmektedir. Sevilen birinin ölüm haberi ilk aşamada “Olamaz, hayır!” tepkisinin verilmesine sebep olmaktadır. Bu, inkârın günlük yaşamımızdaki en yaygın tezahürüdür (McWilliams, 2020).

Benlik kendini sadece içsel tehlikelere ve istemlere karşı değil, dış dünyadaki tehlikelere ve dürtüsel uyaranlara karşı da korumak istemektedir. Acı veren, zorlayıcı dışsal tehlikelere katlanmak mümkün olmadığında, kişi inkâr mekanizmasına başvurmaktadır. İnkârın kullanımı fantezi, söz ve eylem yoluyla olabilmektedir. Küçük Hans vakasında, Hans’ın analizin sonunda anlattığı klozet üzerinde bakım verdiği ve temizlediği çocuklarla ilgili düşüne bakıldığında, fantezi yoluyla gerçekliğe yön vermekte olduğu ve gerçeği ancak bu yolla kabul edebildiği anlaşılmaktadır. Söz ve eylem yoluyla inkâra örnek olarak da küçük çocuklara söylenen “ne kadar da büyümüşsün” ya da “aynı baban gibi dayanıklısın” sözleri verilebilir. Çocuğa söylenen bu sözler, gerçeği değerlendirirken, gerçeği değerlendirmeye zarar vermediği sürece zararsızdır. Yetişkinlikle birlikte benlik oluşumu tamamlandığında inkâr mekanizmasına da gerek kalmaz (Freud, 1936).

İnkâr mekanizmasının aşırı kullanımı çeşitli psikopatolojilere neden olabilmektedir. Bu patolojilerden olan mani, gerçekliğin inkârı ile karakterizedir. Manik durumda birey, içinde bulunduğu maddi durumu, uykusuzluğu ve enerjinin kısıtlı olduğunu inkâr etmektedirler. Bu semptomlar inkâr sayesinde önemsiz kılınmaktadır. Özellikle yetişkinlerde değişime uğramış bu tip bir inkâr mekanizması dikkat edilmesi gereken bir tablodur (McWilliams, 2020).

2. YANSITMA

"Kötülük başkalarında olabilir tamam ama aynı zamanda içimizdedir." (s.166) - Erdoğan Özmen

Yansıtma (projection), kabul edilemez dürtüsel istemlerin ve bu istemlerin türevlerinin kendiliğin dışındaymışçasına algılanması ve buna göre tepki verilmesi olarak tanımlanmaktadır. Freud’un nörolojik çalışmalarından temel alarak ortaya koyduğu yansıtma kavramı, beyinde ortaya çıkan bir olayın bedende görülmesi anlamında kullanılmıştır. Yansıtma mekanizmasında kişinin kendine ait özellikleri tam olarak tanımadan bir diğerine yansıtması söz konusudur (Özmen, 2003). Kişi suçluluk duymasına sebep olacak duygu ve düşüncelerini ya da dürtüsel istemlerini karşıdakine yansıtmaktadır. Bilince ulaştığında sakıncalı olacağını düşündüğü duygu ve düşüncelerini ya da dürtüsel istemlerini neden bulma mekanizmasıyla kontrol edemediğinde çoğunlukla yansıtma mekanizmasına başvurmaktadır. Yansıtmayla, uygun görülmeyen duygu ve düşünceler ya da dürtüsel istemler karşıdakine mal edilmektedir. Böylece kişi kendi saflığını korumuş, kötü özellikleri ise karşıdakine yüklemiş olmaktadır. Kimi insanlar ise içsel çaresizliklerinden kaynaklanan düşmanca duygularını kendilerine yöneltilmiş gibi deneyimlemektedirler. Bu durum yetersizlik duyguları için de geçerlidir. Bu içsel çaresizliğin ya da yetersizliğin dış dünyaya yansıtılmasının fazlaca artmasıyla paranoid eğilimler ortaya çıkmaktadır. Çaresizlik ve yetersizlik duygusunu yoğun şekilde deneyimleyen kişi, karşıdan gelen olumlu tepkileri bile olumsuz algılayarak kendisine hakaret edildiğini düşünebilmektedir. Paranoid eğilimlerin yansıtma mekanizmasını kullanması bu şekilde olmaktadır. Bu olumsuz değerlendirme paranoid kişinin çevreden gelen tepkileri olumsuz algılaması ve buna göre tepki vermesini açıklamaktadır (Geçtan, 2018). Gerçeği değerlendirme yetisinin bozulduğu psikotik tabloda ise, kişinin kendindeki duygu ve düşünceyi karşıdakindeymiş gibi algılaması ve buna göre davranması dışarıdan hezeyan adını alan bir semptom olarak yorumlanmaktadır. Kişinin kendinde rahatsızlık uyandıran istemi karşıdakindeymiş gibi görmesi, içsel olarak baş edemediği bu rahatsız edici kaygı ve dürtüsel istemle baş etmesinin bir yoludur (Özmen, 2003).

Sonuç olarak yansıtma, içsel olarak hissedilenin ya da düşünülenin dışardan geliyormuş gibi algılandığı durumdur. Karşıdakinin zihninin içine girmek mümkün olmadığından kişi kendi öznelliğinden yola çıkarak karşıdaki zihin hakkında fikir yürütmektedir (McWilliams, 2020). Kaygı verici düşüncelerin ya da dürtüsel istemlerin içsel tehdit oluşturmasıyla baş edilmediğinden, bu duygu ve düşünceler dışarıda olana yansıtılır ve bu yolla baş edilmeye çalışılır. Bu da, iç uyaranların dış uyaranmış gibi algılanmasına sebep olur (Fenichel, 1945).

3.İÇE ATIM

"Bir objeyi yutma fikri, aslında bir onaylamadır."(s.136) - Otto Fenichel

İçe atım (introjection), kişinin bir başkasının özelliklerini kendine katarak kişiliğinin bir parçası haline getirmesi olarak tanımlanmaktadır. İçe atım mekanizması yansıtma mekanizmasının karşıtı olarak yorumlanabilir. İçe atmada dışardan içeriye alım varken, yansıtmada içsel olanın dışarıya mal edilmesi vardır (Geçtan, 2018).

İçe atımda özellikler kişi tarafından ya yok edilmekte ya da kullanılmaktadır. Oral dönemde bebek, yiyecekleri içine almanın haz verici olduğunu keşfeder. Anal dönemle birlikte ise yıkıcı nitelik taşıyan dışa atımın hazzının fark eder. Böylece yararlı şeyleri içe atmayı, yararlı olmayanları ise dışa atmayı öğrenmiş olur. Zaman geçtikçe çocukta üst benlik, ebeveynlerin değer yargılarının içe atımıyla şekillenir. Zamanla bu değer yargıları çocuğun kişilik özellikleri haline gelir. İçe atım her zaman olumlu özellikler için geçerli değildir. Kişi kendine ve içinde büyüdüğü kültüre tamamen ters bazı özellikler için de içe atım mekanizmasını kullanabilmektedir. Savaş tutsaklarında görülen, hayatta kalabilmek için kendi inançlarına tamamen ters inançların ve düşüncelerin benimsemesi bu duruna örnek olabilmektedir (Geçtan, 2018).

4. YANSITMALI ÖZDEŞİM

Yansıtmalı özdeşim kavramından ilk bahseden analist Melanie Klein (1946)’dır. Klein, yansıtmalı özdeşim mekanizmasının ağır psikopatoloji gösteren tüm hastalar tarafından kullanıldığını ifade etmektedir. Kişi, içsel nesnelerini karşıya yansıtır ve sonrasında karşıdakinin bu nesnelere sahipmiş gibi davranması için çaba harcanır (McWilliams, 2020).

Yansıtma mekanizmasının daha özelleşmiş hali olduğu söylenebilir. Kişi kendinde olan ve kabul edemediği özellikleri, davranışları karşıdakine yansıtır ve sonrasında o kişiyle özdeşleşir (Deniz, 2007). Kernberg, yansıtmalı özdeşim mekanizmasını bireyin kendinde sevmediği, reddettiği ya da istemediği özellikleri başka bir nesneye yansıtarak bu yolla nesneyi kontrol etme olarak açıklamaktadır. Sınır kişilik bozukluğunda kendilik ile nesne arasında ayrışma olmadığından, saldırganlığın kendiliğe dönmemesi için saldırganlığı denetleme ihtiyacı doğmaktadır. Bunu da yansıtmalı özdeşim mekanizmasını kullanarak yapmaktadır (Akt., Tunç ve Eren, 2019).

5. EYLEME DÖKME

Eyleme dökme (acting out), dürtüsel ya da bilinçdışı bir istemin ona eşlik eden duygulanımın savuşturulması için eylemle birlikte ortaya konulmasıdır (Özmen, 2003). Eyleme dökme, olgun savunma mekanizmaları arasında yer almakladır. Görece sağlıklı görece patolojik olabilen bu mekanizma, analiz sürecinde seans dışında görülebilmektedir. Seans sırasında analiste karşı ifade edilemeyen duygular seans dışında gerçekleştirilen eylemlerin yorumunda ortaya çıkmaktadır. Eyleme dökme mekanizmasının işlevi, zorlayıcı duygulanımların senaryolarının sahneye konularak bilinçdışı kaygının deneyime dönüştürülmesidir. Özellikle histerik kişilerde bilinçdışı cinsel içerikli senaryoları eyleme dökme oldukça sık görülmektedir. Bununla birlikte bağımlı kişiler de bağımlı oldukları maddeye yönelik sık sık eyleme dökme mekanizmasını kullanmaktadırlar. Kompulsiyonları olan kişiler ise içsel baskılarına yenildiklerinden tekrarlayan eylemlerde bulunmaktadırlar. Dolayısıyla, eyleme dökme mekanizması çeşitli psikopatolojilerde farklı görüngülere sahip olabilmektedir (McWilliams, 2020).

6. BEDENSELLEŞTİRME

Bedenselleştirme (somatization), yaşam boyunca kaygıya verilen ilk bedensel tepkileri temsil etmektedir. İlk yıllarda kaygıya verilen bedensel tepki, çoğu zaman yaşam boyunca aynı şekilde devam etmektedir. Utanınca yüzde oluşan kızarıklık otomatikleşmiş bir bedensel tepki olarak nitelendirilmektedir. Gastrointestinal sistem, bağışıklık sistemi ve dolaşım sistemi kaygı altında çeşitli tepkiler vermektedir. Bu durum, kaygının bedensel ifadesidir. Kişinin iyi olmama halini kelimelere dökemediği için bedensel olarak ifade etmesi bedenselleştirmenin tanımı olarak alınabilir. Bedenselleştirme mekanizmasını kullanan kişilerin duygularını betimlemekten yoksun olduğu ya da duygusal sağırlık (aleksitimi) gösterdikleri düşünülmektedir (McWilliams, 2020).

Özellikle hipokondri nevrozunda görülen bedenselleştirme mekanizması, bireyin saldırganlığını organlarına yöneltmesi olarak da tanımlanmaktadır. Bu kişilerle sürdürülen terapi süreci zaman zaman oldukça zorlayıcı olabilmektedir. Bunun sebebi, hastayla iletişimin ancak bedensel semptomlar yoluyla kurulabilmesidir. Duyguların ifade edilmesindeki zorluk terapi sürecinde hastaya yardımcı olmayı güçleştirebilmektedir (Geçtan, 2018).
KAYNAKÇA

1. Deniz, D. (2007). İşyerinde örgütsel yıldırmaya maruz kalan çalışanların kişilik yapıları ve kullandıkları ego savunma mekanizmaları. [Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi]. İstanbul Üniversitesi.
2. Fenichel, O. (1945). Nevrozların psikoanalitik teorisi. (1974). Ege University Press
3. Freud, A. (1936). Ben ve savunma mekanizmaları. (2020). (Y. Erim, Çev.). Metis Yayınları
4. Geçtan, E. (2018). Psikodinamik psikiyatri ve normaldışı davranışlar. Metis Yayınları
5. McWilliams, N. (2020). Psikanalitik tanı klinik süreç içinde kişilik yapısını anlamak. (E. Kalem, Çev.). İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları
6. Özmen, E. (2003). Psikanalizin serüveni ve çağrısı. İletişim Yayınevi
7. Tunç, P. ve Eren, N. (2019). Sınır kişilik bozukluğunda psikodinamik formülasyon: Olgu sunumu. Psikiyatri Hemşireliği Dergisi, 10(4), 309-316. doi: 10.14744/phd.2019.36002

Whatsapp
Aslı Eyi
Aslı Eyi
Tam burslu olarak öğrenim gördüğü Beykent Üniversitesi Psikoloji bölümünden yüksek onur derecesi ile mezun olmuştur. Klinik Psikoloji Yüksek Lisans programını ise "Özel Gereksinimli Çocuğu Olan Annelerde İntihar Olasılığının Yordayıcıları: Sosyal Destek Algısı ve Ebeveyn Öz Yeterliği" başlıklı tezi ile yüksek onur derecesiyle tamamlamıştır.
Diğer Blog Yazıları
Yetişkin Terapisi Nedir?

Yetişkin Terapisi Nedir?

Yetişkin terapisi bireyin yaşamındaki zorlanmaları, ilişki örüntülerini ve içsel süreçlerini anlamasına yardımcı olan bir süreci ifade etmektedir. Sadece ciddi sorunlar için değil, kendini tanıma, duygusal iyilik halini artırma ve yaşam kalitesini yükseltme amacıyla da başvurulabilir.

Devamını Oku
Psikanalitik Psikoterapiler

Psikanalitik Psikoterapiler

Freud, psikanalitik psikoterapinin elverişli koşullarda uygulanabileceğini ifade etmiştir. Kişinin zihinsel işleyişi ne tür bir psikanalitik çalışma yapılabileceği konusunda belirleyici olmaktadır.

Devamını Oku
Whatsapp
Bizi Arayın